ADALETİNLE BİN YAŞA SEN, E Mİ!

  • Nevavprestij

Türkiye siyasetinin bilge insanı, uzun yıllar Başbakanlık ve de Cumhurbaşkanlığı da yapmış ünlü politikacı Süleyman Demirel’in her fırsatta anlattığı, günümüze de çok uyan bir fıkrası vardır.

 

 

Yolsuzluklarıyla nam salmış Karakuşi Kadının fırıncıdan zorla el koyduğu ördek için fırıncıyı kurtarmak adına, ördeğin uçabileceğine bile karar verdiği, gözünü çıkardığı adam, çocuğunu düşüren hamile kadın karşısında fırıncıyı haklı çıkarıp beraat ettirmek için ne tür hilelere başvurduğunu anlatan bir kıssadan hisse!

 

 

Bu kargaşada düşüp yaralanan Yahudiye “senin şikayetin nedir?” diye soran kadıya adamın cevabı tam da günümüzü anlatıyor.

“Adaletinle bin yaşa sen, e mi! “

Ekonominin yönetilemez hale geldiği ülkemizde iktidar kitleleri susturmak için her fırsatta baskı ve yasaklarla halkı sindirmeye, korkularıyla yönetmeye alışmıştı.

Aç kalmaya bile razı insanlar ne zamanki en temel insan haklarına, özgürlüklerine saldırılmaya başlandı, yüksek perdeden itirazlarını dillendirmeye başladılar.

Basın açıklamaları, protestolar kar etmedi, sokağa indiler, meydanları doldurdular ve ülkemizi sonu belirsiz bir karanlığa sürüklemeye çalışan tek adam rejimine karşı en demokratik hakları olan direnme hakkını kullanmaya başladılar.

Yani korku duvarı yıkılmıştı bir kez.

Yıllardır aç kalan, açıkta kalan, nefessiz bırakılan yoksul ve mağdur halk, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı direnmeye başladı. 

Toplumun her kesiminden gelen bu tepkilere ne zaman ki, gençler, üniversite öğrencileri de katılmaya başladı, iktidar telaşa kapıldı.

Yapılan yürüyüş ve mitinglerde orantısız güç kullanmaya, milletvekillerinin bile yaralandığı gösterilerde yüzlerce genç ters kelepçe takılarak gözaltına alınmaya başlandı.

Yatarı olmayan suçlar için bile insanları tutuklamaya, özellikle de Silivri’ye göndermeye başladılar.

İçinde yaşadığımız bayram günlerinde 301 genç bayramı ailelerinden, sevdiklerinden ayrı cezaevlerinde geçirmek zorunda kaldılar.

Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere belediye başkanları, siyasetçiler, sanatçılar, gazeteciler ve en önemlisi gençlerin tutuksuz yargılanmaları gereken davalar nedeniyle özgürlükleri ellerinden alındı.

Milyonların katıldığı yüksek katılımlı mitinglerde bile güvenlik güçlerinin müdahalelerine kadar en küçük bir taşkınlık yaşanmamışken ısrarla bu orantısız güç kullanımı ve onur kırıcı uygulamalar devam etti.

“Her şey çok güzel olacak” demenin ötesinde görünen hiçbir suçu olmayan Berkay’ın ve diğer gençlerin aileleri bir kez daha buruk bir bayram geçirdiler.

Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek çok daha çarpıcı bir söz söyler

“Ananı öpen kadı ise, kimi kime şikayet edeceksin?”

Daha yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan yetkisini kullanarak 10 hükümlüyü affetti ve serbest bırakıldılar.

Hastalık ve kocama hali gerekçe gösterilerek serbest bırakılanlar arasında Hizbullah davasından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış iki kişi de vardı.

Onlarca insanı vahşi yöntemlerle katleden bu canilere gösterilen anlayış Kanser tedavisi görmüş, kalp rahatsızlıkları olan İBB soruşturmasından tutuklu Mahir Polat’a niye gösterilmedi diye soracak iken aklıma Demirel’in bu fıkrası geldi nedense.

 

Öyle olunca da Selahattin Demirtaş niye bunca yıldır cezaevinde, Osman Kavala’nın suçu neydi, gezi mağdurları niye hala içerde, Can Atalay, niye görevinin başında değil, Ümit Özdağ’ın üç aydır iddianamesi niye hazırlanmadı? Sorularının pek bir anlamı kalmıyor.

 

Ama güneş balçıkla sıvanmıyor!

Hep güçlüden, sermayeden, zalimlerden yana esen rüzgar, yön değiştirdi.

Artık rüzgar; işçiden, emekçiden, halktan yana esmeye başladı.

Daha düne kadar bizleri korkularımızla, çaresizliklerimizle yönetene iktidar şimdi kendisi korkmaya başladı.

Dünyanın hiçbir yerinde erk bu kadar uzun bir süre aynı kişilerde kalmaz.

Gün gelir egemenlik, kayıtsız şartsız milletin eline geçer

Gün gelir, devran döner..

Biter bu zulüm, yok olur baskılar.

Geleceğimizin güvencesi gençlerimiz yine dönerler okullarına, bu güzel ülkenin aydınlık yarınlarını birlikte kurmaya devam ederler.

O yüzdendir ki, sahip çıkalım gençlerimize

Gelecek, güzel günler onların ellerindedir.

Ama unutmamak gerekir.

“Kurtuluş yok tek başına, Ya! hep beraber, Ya! hiçbirimiz.”